Sunday, May 27, 2012

Mektup var...

Cok sevdigim, 4 sene boyunca iyi ve kotu gun dostum olmus, Turkiye ve Turk hayrani Alman bir arkadasa sahibim. Kendisi, gecen sene hayatinin bir bolumunu cok sevdigi ve hakkinda epey bir bilgi sahibi oldugu Turkiye'de gecirme karari aldiktan sonra, Aralik 2011'den beri Istanbul'da calisiyor. Turkiye'ye tasindigindan beri sik sik maillesiyoruz. Itiraf edeyim, skypelastigimiz zamanlarda Turkce'sinin aksanina gulmek,  Turkiye'yi ve cevresinde yasayan Turkleri onun agzindan dinlemek bana pek bir eglenceli geliyor. Turkiye'de hayatimizin bir parcasi haline gelmis, dikkat etmedigimiz pekcok detayi ondan duyunca bir tuhaf oluyorum. (Ornek: Sokak kedilerinin cop kutularini karistirmasi, dolmuslarin  istenilen yerde durup-kalkmasi vb. bir ton hikaye) 

Asagidaki fotograf, bu sabah posta kutuma dusen mail'den sadece minik bir bolum. Ilk okudugumda "Noluyoruz yav?" diye dusunsemde, sakince, ikinci ve hatta ucuncu kez okuyunca kendisine hak vermedim degil. 

Halinden simdilik memnun olsada, bu mektubu okuduktan sonra, cesaretinden dolayi kutladigim bu insan icin "Turkiye'ye gitmekle acaba hata mi etti? Turkiye aklinda sadece tatillerde gittigi gunesli, guzel yemekleri olan bir ulke olarak mi kalsaydi? Engel mi olsaydik?" diye dusunmuyor da degilim. 



Not: (ilk kez bir yazima not yaziyorum, cok heyecanlandim:)) 

*Son paragrafta bahsettigi olay nedir anlamis degilim. Sanirim bir sonraki gorusmemizde bu durumu aydinlatmak istiyorum. "show little appreciation for property..." kismina ise ayri bir bayildim! Bu kadar dogru bir tespit olamaz. Ona birisinin "Bana dokunmayan yilan bin yasasin" atasozunu ogretmesi gerekiyor :)))

**Bu mektup bazilariniz icin saptirilmis, abartilmis veya sacma gelebilir. Mektubun gercekten Turkiye hayrani birinin elinden ciktigini bir kez daha belirtmek isterim.  Mektubu yazan kisiyi cok iyi tanidigim icin, ilk paragrafta bahsedilen sikayetlerinin arkasinda basindan gecmis gercek hikayelerin yattigina eminim. Kendisinden Turkiye hakkinda cok guzel seyler de duyuyorum. 

***Hayatta en bayik buldugum muhabbetler, Turkiye'ye gidip gelmis, ne yiyip ne ictigini anlatan Alanya turisti muhabbetleridir.  Bu mektuptaki tespitlerin  tatil koyunde kalmis turist muhabbetinden daha cok, cekilen kultur sancilari olduklarini dusunuyorum.

****Cocuk bana guvenmis, samimi bulmus mail atmis, ben bunu tuttum, ilginc buldum ve burda yayinliyorum, bunun icin biraz utaniyorum. Sanirim kendisine blog'dan degil ama  dusuncelerini bir miktar Turkle paylastigimdan bahsedecegim:)) Yani demek istedigim su, olurda cevrenizde tariflerime uyan bir Alman varsa beni kendisine ispiyonlamayin :)) Cunku biliyorum ki dunya kucuk...





Arrival of The Birds



There's always a song that fits my mood.



Wednesday, May 23, 2012

Yasaklansin


Mayis geldi geciyor…Onumuzde daha uc ay yaz var. Deniz-kum-semsiye ve sezlong fotografi, izgarada, oltada, masada boylu boyunca uzanmis her turlu balik, deniz urunu fotografi, arkadaslarla tokusturulan kadeh fotograflari, scuba, su kayagi vb. denizde yapilan her turlu aktivite fotografi sosyal medyada yasaklansa ne guzel olur.

Sirf su davranislarindan dolayi Ege sahil seridinde yasayan herkesi protesto etmek istiyorum. Bulan var, bulamayan var…Acik ve netim! Oyle boyle degil, cok kiskaniyorum!

Monday, May 21, 2012

Frenchli Melissa

Son birkac bahardir, Melissa alsam mi almasam mi diye ikileme girip, plastik babet icindeki ayagin terden vicik vicik olacakmis hissini aklima getirerek, bu ikilemden girdigim gibi cikiyorum.

Biraz once, yillik 'Acaba bu bahar bir Melissa mi edinsem?' moduma girip Melissa'nin web sitesinde gezinirken uzerimde ayni 'patatesli tayt' etkisi birakan asagidaki modelleri gordum. 



Peki birsey almayi dusunuyor muyum? Hayir, bu babetlerin bunyemde yarattigi travmadan kurtulmadan herhangi bir ayakkabi alisverisi yapmayi planlamiyorum.


Art+Com

Herbiri ayri ayri motorlarla kontrol edilen 714 adet metal kure, incecik ve celik iplerle alti metrekarelik tavandan sarkiyor. Ilk basta tum metal kureler, boslukta asili ve rastgele asagi-yukari  hareket ediyorlar. Kisa bir sure sonra, kureler yarattiklari kaostan cikip beraberce hareket etmeye basliyorlar, kimi zaman hizlanip kimi zaman duruluyorlar. Ama en sonunda, her bir kure bosluktaki bir noktada sabitlenerek bir seklin olusturulmasina katkida bulunuyor. 


Izlemeye doyamadigim Kinetic Sculpture, sergilendigi yer itibariyle, sanat ve tasarimin yaratma surecini anlatmak uzere Art+Com tarafindan gelistirilmis. Mesaj ziyaretciye, 700 kusur kurenin 7 dakikalik dansiyla gayet basit ama bir o kadar da buyuleyici bir sekilde verilmis. 

Art+Com'un tasarladiklari sadece Kinetic Sculpture'la sinirli degil. Eve gelip, grup hakkinda biraz arastirma yapinca World Expo Shanghai 2010'da sergilenen Mobility, Tokyo'da ki Duality kaldirimi gibi pek cok calismaya imza attiklarini gordum. En sevdigim calismalari ise Berlin'de sergilenen Grasp Pendulum oldu. Art+Com'un tarzini, interaktif calismalarini, sanati teknolojiyle birlestirip, bunlari birbirlerinden cok farkli disiplinlere sunup,  seyirciyi eglendirmesini cok sevdim.


Eminim, sizde web sitelerinde yaptiklari isleri gordukten sonra birkac tanesini yakindan gormek isteyeceksiniz.







Kravat



Gece sonunda, yakasi pacasi dagilmis, omuzlara inip binmekten sucuk gibi olmus Turk damatlarinin bile Facebook profillerinde dogru duzgun kravatlari baglanmis fotograflari varken, Zuckerberg'in igrenc kravat baglama stiliyle verdigi poz, bu dunyaya nerd gelip nerd gideceginin bir gostergesidir.

Friday, May 11, 2012

Gercekmis bu...




Ben bu corabi gecen sene bir bankacinin uzerinde gordugumde, boyle bir sacmaligin gercekten var olabilecegi aklima gelmediginden 'Kadina bak yaa, peep toe giyecegim diye corabi yirtmis. Deli mi ne?' diye dusunmustum. Hatta corabi nasil kesmis ki, corap yirtilmamis diye hakkinda en az on dakika dusundugumu, yanlis gordugumu sanip, bir sapik gibi gozlerimi kisarak kadinin ayaklarina defalarca zoomladigimi hatirliyorum. 


Internette bu urune bayilmis olanlari gorsemde, uzgunum ama hayatimda bu kadar zevksiz ve anlamsiz bir corap daha gormedim. 

Amac bacaklari soguktan koruyup, ayak parmaklarindaki ojeleri mi teshir etmek? Ayaklarin 1/3 u coraplardan ve ayakkabidan portlemisken, ayaklariniz ve bacaklariniz nasil sicak kalabilir? Belki ten rengi kabul edilebilir ama bunun siyahi veya renklisini giyip birde ustune ucu acik ayakkabi gecirmek nasil bir kafanin zevkidir?

Iste sevgili bankaci, bu corabi giymeden bir zahmet bunlari dusunseydin, daha az ilgi cekici olup neden sana oyle baktigimi anlayabilirdin.


Thursday, May 10, 2012

Currently Loving...



Juste Un Clou Bracelet!


Bir secme hakkim olsa, bu bilezigi Love Bracelet'a tercih ederim!! Ayrica  yukaridaki resimde gorundugunden cok cok daha guzel. *Sigh*!

Thursday, April 19, 2012

Salyangoz Masaji


 
Son yillarda, salyangoz ekstraktinin cilt uzerindeki onemi gosterilince, Sibiryalilar careyi, ciltte Afrika salyangozlari gezdirmekte bulmuslar. Yumusakcalar sinifindaki  hayvanlardan  huylanan biri olarak gogus kafesi uzerine o devasa havvani yerlestiren konu mankenini cesaretinden ve icindeki guzellik sevdasindan dolayi cani gonulden tebrik ediyorum. 13 aydan  beri cektigim cilt problemime derman olacagini bilsem bile boyle birseyi yapamazdim.

Wednesday, April 18, 2012

La cristallerie Baccarat

Su Baccarat vazonun hastasiyim. Resmen bir sanat eseri!! Bos veya dolu, her sekilde cok guzel duruyordur eminim...


Vazo kadar olmasada asagidaki orkideyi de cok begendim. Yatak odasinda, sabah kalkar kalkmaz gorunecek bir yerde durmasi, insanin modunu degistirebilir. Baska renkleri de var. Kirmizisi da cok guzel.

I'm speechless









Yukaridaki mankene de ayri bir guldum. Acaba bu cekiminden sonra baska bir yerde is bulabildi mi? Epic fail!







Tuesday, April 10, 2012

Scale


Suaralar kendimi iyi hissettiren seylerden biri de bu. Buarada 78'de Garfield ne kadar da cirkinmis.

Monday, April 09, 2012

Hepimiz Angelina'yiz...



Su etegi Zara Online'da gorup cok begenmistim. Gidip, denemek, eger yakisirsa da almak farz olmustu. Etegi deneyip, kabinlerin onundeki aynalarda, ileri-geri yuruyup bir-iki tur attim. Sonra etege soyle bir baktim...Insan bu etegi giyince sag ve sol taraftaki yirtmaclardan illaki bacaklarini cikarip gosteresi geliyor. Etegi giyer giymez otomatik olarak yuruyusum de degisti, bacaklarim govdemin onunden hareket etmeye basladilar.

Bu durumda Oscar'da bacaklarini gozumuze sokan Angelina'nin kulaklarini cinlattim. Suc sende degilmis Angelina, meger yirtmacli etek giydiginde bacagi gosterme durtusu, biz kadinlarin genetiginde varmis.



Peki etegi aldim mi? Hayir almadim cunku sahsi gorusum etegin hakkini sadece 1,75'ten uzun ve zayif kadinlarin verebilecegi yonunde...


Sunday, April 08, 2012

Achtung Achtung! Karsiniza Kermit cikabilir...


Kurbaga sever biri olarak su tabelayi gordukten sonra, hafiften korkmadim degil. Iki ihtimal var...

Ya bu tabela sadece Almanlarin abarttigi, 1-2 kurbaganin yolda ezilmesine karsi aldiklari bir onlem. Ya da gercekten dev boyuttaki kurbagalar yuruyuse cikiyorlar ve amac araba-bisiklet suruculerini bilgilendirmek... 

Isten karanlik bir vakitte cikip olay yerini bizzat incelemek gibi planlarim var :))) Burda daha neler gorucem allah bilir...


Havacilik Muzesi

Gecenlerde, Sinsi'yle yakinlarda bulunan havacilik muzesine gittik. Benim icin cok ogretici ve guzel bir gundu, ama sanirim sorularimla Sinsi'nin kafasini biraz sisirdim. Bir daha benimle bir yere gelir mi bilemiyorum :p :p Sahsi gorusum, boyle yerlere isi bilen teknik birileriyle gidilmeli. 

Muze havacilikla ilgili oldugundan, muzenin insa edildigi bina da sehir disinda birbiriyle baglanmis  iki buyuk hangardan olusuyor. Giriste, yani biletlerin alindigi gisenin onundeki bolum, tarihteki Alman kadin pilotlara ayrilmis. Daha cok fotograflara, gunluklere yer verildigi icin bu kisim beni pek cezbetmedi. 

Girisi gectikten sonra karsimiza cikan ilk hangari tarihi bir duzen icinde gezdik. Alman planor Otto Lilienthal'in kuslardan esinlenerek insa ettigi ilk planorunu, bisiklet tamircisi olan Wright Kardeslerin Lilienthal'den planlari asirarak ABD'de yaptiklari ilk motorlu ucaklari gorduk. Ardindan gene sirayla Alman ve Ingiliz I. Dunya Savasi ucaklari olan tek kisilik Focker Dr.1Sopwith Camel, Junkers F13, Fw 44J Stieglitz gibi tarihin onemli sahnelerinde gorev almis bir takim ucaklari inceledik. Ayrica, pilot kiyafetlerine, kitaplarina ve eskizlerine bakma firsatimiz da oldu.







Ben bir ara, ozellikle 1. hangardaki ucaklarin ve giristeki planorun gercek olmadigini, cok ince materyallerden yapilmis hafif maketler olduklarini, eger gerceklerse olsem boyle birseye binmeyecegimi, o zaman ki insanlarin gercekten cesaretli oldugunu savundum. Sinsi bana katildi, maket olabileceklerini ama simdi bindigimiz ucaklarinda dusundugum gibi cok kalin materyallerden olusmadigini ince ama saglam kompozit materyallerden yapildigini anlatti. Hafiften bir tirstim, "Buraya gelmekle iyi mi yaptik kotu mu yaptik bilemedim..." bakisi attim. Sinsi kahkahayi basti ve  ileri gidip beni daha cok korkutmak istercesine ucaklarda baglanti elemani olarak vida kullanilmadigini basincla centikler atildigini gosterdi. "Insan bazi seyleri bilmeyince kafasi daha rahat oluyor sanki..." dedim. Centik nedir yaaa?? Kocaman ucak centiklenir mi? "Adam akilli vidalayin su ucaklari..." dediysemde centiklerin vidalardan daha saglam olduguna en sonunda ikna oldum.

Birinci hangardan sonra ikinci hangara gectik. Orda Rolls Royce ve General Electric uretimi olan jet motorlarini inceledik. Motorlarin icinde hava nasil sikistiriliyor, sikisan havada artan oksijenle yakit nasil yaniyor, yanan yakit nasil disari atiliyor hepsini sanki isime yarayacakmis gibi bir bir ogrendim. Dev jet  motorlarinin baglantilariyla ilgili garip ve gayet saf sorular sordum.  F16 larin yakitlarinin cabucak bittigini, dolayisiyla yakit ihmali olmadan kolay kolay okyanusu gecemeyeceklerini, jetlere her onune gelenin  binemeyecegini, sadece G kuvvetine dayanabilen insanlarin jet kullanabildigini duydum. Yani birgun olurda calistigim sirketin CEO'su olsam jetle bir kitadan diger kitaya gecmek o kadar da kolay degilmis :p Butcem el verse, vucudum G yi kaldiramayabilirmis :)) 






Gun sonundaki favorim ise icine girip inceleme sansimizin oldugu sari Rus ucagi  AN-2 ydi. Tum ucaklar AN-2 gibi guzel renklerde olamazlar mi acaba?? Havada sari, mavi, pembe renkli ucaklar dolassalar gokyuzu daha neseli olmaz mi? 

Midnight Waltz



Az once internette Adam Hurst'in son albumu Obscura'nin mart ayinda cikmis oldugunu okudum. Yeni albumu daha dinleyemedim ama nedense aklima gelince, burda da Midnight Waltz'i paylasmadan edemedim. Benimde dinlemeyeli cok olmus, ozlemisim...

Thursday, April 05, 2012

Yenilgi

Bugun gokyuzu basima degdi degecek...Bahara, paskalya tatiline hic yakismiyor bu hava...Nasil kasvetli, nasil soguk ve donuk tarif edemem. Havayi birak, sen nasilsin onu tarif et deseler sanirim cevabim asagidaki siir olurdu.


Sanki delirmenin esigindeyim
bos bombos gozlerine gomulmusum bir kopegin
misirlarin sut taneleri kestanelerin bademlerin
daha olgunlasmamis suyla susuzluk arasi
kayganliginda ariyorum kendimi

........

Ey yanginlarda patlamaya hazirlanan merak
ey icimi eksi sularda calkalayan bas donmesi
issiz ipissiz boslugu aysiz gecenin 
olumle yasamak arasindaki serit
naneler, kekikler, ebegumecleri ve
sifali bulutu kaynar kukurt deresinin 
cekiyor altimdan 
nemli dosegimi

...

behram

Friday, March 23, 2012

Wednesday, March 21, 2012

Prosecco feat. Lemon Sorbet




Favori tariflerini neden topluca Obur Sincap adli blogunda yayinlamamasina anlam veremedigim Müge Worcestershire'in, Limon Sorbeli Margarita tarifini okuyunca, bende 2011 yazimin favori ickisi olan, yapimi cok kolay, modifikasyona acik limon sorbeli prosecco tarifimi yayinlamak istedim.

Fotografi gecen yaz Mövenpick Cafe'de cekmistim. Mövenpick Cafe'nin dünya üzerindeki menulerinin ayni olup olmadigi hakkinda hicbir fikrim yok ancak ickinin tarifi cok kolay,
denemek icin cafe aramaya gerek yok. Evde 3 dakikada hazirlanabilir, ferahlatici bir yaz ickisi.

Bu ickiyi elimdeki malzemelere gore farkli sekillerde denedim.

Eger elinizde extra dry prosecco varsa, o zaman bir bardak proseccoya bir top limon sorbe koyup direk servis yapiyoruz. Yok, eger dry prosecco varsa ve benim gibi tatli ickileri seviyorsaniz, o zaman tarifi dry prosecco+seker(artik kim ne kadar isterse)+limon sorbe olarak degistirebilirsiniz.
Ickinin yaninda tatli birseyler ikram edecekseniz o zaman ben size dry prosecco+limonlu sorbe kombinasyonunu sekersiz olarak oneririm.

Gelelim bunu nasil servis yapmamiz gerektigine...

Yukaridaki gorselde, prosecco icindeki limon sorbenin durusunu sevmediyseniz (ben ilk gordugumde o uzun kasigi sarap bardaginin icine mi sokayim, yoksa sorbeyi pipetle icimemi cekeyim karar veremedigim icin kucuk capli bir gulme krizi yasamistik) size onerim; tarifi duz, ayaksiz ve makul uzunlukta bir bardakta servis yapmaniz.
Diger turlu insan kendisini leylege aksam yemegine davetliymis gibi hissedebiliyor.

Ben bu tariflerin yaninda stroopwafle yemegi cok seviyordum. Zaten resimde gordugunuz uzere, bana da o gece dondurma wafflelarinin kirintilarindan getirmislerdi. Ama ben stroopwafle'li tek gecerim ;)


Havalar isinsa da yapip, icsek...

Sunday, March 18, 2012

Sinus

Biri var...

Ben ona ne zaman 'Naber? Nasil gidiyor?' diye sorsam, o da bana nasil gittigini sinus fonksiyonunun grafigi uzerinden anlatir. Guzel gecen gunlerinde grafigin tepe noktasi pozitif, kotu gecen gunlerinde ise o tepe noktasi negatif degeri alir.



Bu benzetmeyi cok severim. Inisleri ve cikislari olan sinus fonksiyonunda, bende kendimden birseyler buluyorum.

Neyse...Ama iste bugun onun icin ozel birgun cunku bugun onun dogum gunu. Ben ona yeni yasinda asagidaki grafikten diliyorum.


Hayatinda, ara sira, yatay eksendeki gibi negatif degerlere sahip olsada, yeni yasinda hayat enerjisi hep pozitif olsun! Ruzgari kolay, dogum gunu kutlu, mutlu olsun!


Wednesday, March 07, 2012

Gerhard Richter Painting ve Documenta 13




Yasadigim yerde, yaklasik bir ay kadar once, Gerhard Richter'in 80. yasgunu serefine, Corinna Belz tarafindan cekilmis 'Gerhard Richter Painting' belgeseli yayinlandi ve tartisildi. Gosteriye ilgi dusundugumden cok daha fazlaydi. 'Pazar gunu, bu sogukta, kim evinden cikip belgesel izlemeye gider ki?' diye kendi kendime bilgic yorumlar yaparken, eger biraz daha gec kalsaydim, iceri giremeyecektim. Belgesel, 2009 yilinda, Gerhard Richter'in Koln'deki atolyesinde, elinde kocaman kutuklerle 910-1 ve 910-2 uzerinde calismasini anlatiyor. Tabi ki farkli ulkelerdeki sergilere hazirlanmasi, asistanlari ve cevresindeki insanlarla (galeri direktorleri, esi vs.) olan iliskilerine de kisacik bile olsa deginilmis.

Gerhard Richter'in icine kapanik biri oldugu belgeselden rahatlikla anlasiliyor. Durum boyle olunca, belgesel de cok akici degil.

Belgeselin durgunlugu ve agirlikli olarak soyut iki eserine deginilmis olmasi bende biraz hayal kirikligi yaratmis olsada, soz konusu Almanya'nin hatta dunyanin yasayan en buyuk ressamlarindan biri olunca, sonuna kadar oturulup izlenmeyi hakediyor.

Buarada Gerhard Richter demisken, bu yazin Documenta 13 yazi oldugunu da size hatirlatmak isterim. Documenta 1955'ten beri, 5 yilda bir Kassel'de duzenlenen Dünya Sanat Fuari. Bu sene ki tarihleri ise 9 Haziran ve 16 Eylul olarak belirlenmis. Katilimci listesinde Richter'in adini goremesemde sanki bir yazida Documenta 13 icin hazirlaniyor oldugunu okumustum (Bundan tam emin degilim).

5 senede bir duzenlenen, boyle bir organizasyonun neden hala daha adam akilli bir programi yok anlamakta zorlaniyorum. Sanirim heyecani yuksek tutmak istiyorlar.


Sunday, March 04, 2012

Hayraniyim...

Fabrikalarda seri uretimin nasil yapildigini gosteren belgeselleri hep zevkle izlemisimdir. Hatta sirketimin üretim katindaki ziyaretlerine de hep büyük bir heyecanla katilirim. Üretilen urunlerin, kizaklarin uzerinden milimetrik araliklarla, muthis bir duzen icinde kaymasi, ardindan baska bir bandin üzerinden, farkli bir prosese tabi tutulmasi, bir kisminin paketlenmesi, sakat urunlerin ayiklanmasi gibi basamaklari saatlerce gozumu kirpmadan izleyebilirim. Birde asagidaki gibi gündelik hayatta kullandigimiz esyalarin, gidalarin üretim sürecini izlemek var ki ben onu da ayri bir zevkli buluyorum.



Bana babaannemin tencerelerini hatirlattigindan midir bilinmez, turuncu her türlü Le Creuset'nin
(döküm veya porselen) yeryuzundeki en büyük hayrani oldugumu söyleyebilirim. Kücük boyutlulari gene neyse ancak büyükleri fitik yapacak olcude agir. Cok sicak oldugunu tahmin ettigim o ortamda, onlari kaldirip, ordan oraya atip tutan ustalarini cidden takdir ettim.Tencerelerin döne döne boyanmasi isleminiyse ayri bir sevdim.



Yumurta fabrikalarindaki uretime de bayilirim. Bundan yillar once konuyla alakali olarak daha detayli ve uzun bir belgesel izledigimi hatirliyorum. O belgeselde yumurtalarin isikla kontrolu filan yapiliyordu. Bu videoda 0:37'de yumurtalarin havaya kaldirilmasina ve 0:54 de ki kirik yumurtalarin ilerlemesine bayildim. Yalniz cig yumurta kokusundan nefret eden biri olarak, bu üretimi sadece youtube ve televizyondan izlerken zevkli buldugumu belirtmek isterim.


Wednesday, February 29, 2012

Time Flies

Senenin ilk iki ayinin bu kadar cabuk gecip gittigine sahiden inanamiyorum. Daha kis depresyonunu atlatmadan 2 haftaya kalmaz uzerime bahar yorgunlugu gelir. O gider, bu sefer yaz rehaveti coker. Yaz rehaveti burda kisa surer, biraz yagmur yagar, sonrasinda yapraklar sararir, dokulur, yagmurlar biraz daha artar. O 3 ayda da ben zaten melankoliye baglarim, bir sekilde sonbahar da oyle gecer. Sonra kendimi kasim ve aralikta 'Oley 2013 geliyor! Yeni yildan cok umutluyum ama...' diye hayal kurarken bulurum. Iste bu sabah takvimde 29 Subati gorur gormez, gunun bende biraktigi tahribat budur.


Monday, February 27, 2012

Katzenjammer

Katzenjammer, 2005 te Oslo'da 4 kadin tarafindan olusturulmus, bir muzik grubu. Grup uyeleri multi-instrumentalist olunca albumlerinde de 25 ten fazla enstrumani kullanmalari ve tek bir muzik turune bagli kalmamalari kacinilmaz olmus. Ben grubun 2 albumunu de cok eglenceli bulsamda ilk albumu Le Pop'u sanirim biraz daha fazla seviyorum.




Burda yayinlamak icin youtube izleyicisinin alakasiz bir videosuna fon muzigi olmus, Mother Superior adli parcalarini sectim. Genelde Katzenjammer'e ait videolar konser cekimlerinden oldugu icin Youtube size grup hakkinda ciddi bir fikir vermeyebilir. Ancak siz, genede isterseniz bu adresten tum albumlerine ulasabilir ve parcalarini daha iyi kalitede dinleyebilirsiniz. (Bu vesileyle de Grooveshark'a girebildigimi gorun istedim :D:D Ssst sessiz olun ama bunu kimse bilmiyor :p )








Friday, February 24, 2012

Gereksiz

Eger bu fotograflarda Paul Rudd yerine Jennifer Aniston yerlerde surundurulse, yuzune ayakkabi ile basilsa, bogazina ip gecirilip dizleri uzerinde comelse kadin orgutleri hop oturup hop kalkmaz miydi? Bu tarz ayrimciliktan nefret ediyorum.







Tuesday, February 07, 2012

Early bird gets the shoot!

Bence -20 derecenin en guzel yani, dallarin kristaller icinde bekleyip size sabah pozu vermesidir!






Cok severim...

...hem geceleri calismayi, hem de bu paragrafi:


'Bazen evde olur bu mavi. Sabaha kadar oturursun. Saat sana aittir nasılsa, kimse yoktur. Niyeyse oturmuşsundur sabaha karşı, evin ışıkları açıktır. "Artık yatsam mı?" dersin, sıkıla sıkıla. Kalkarsın, evin ışıklarını söndürürsün ve...
Evin içi kararınca, işte o anda camların dışı aydınlanır. Ne sabahtır o an ne de artık gece seni saklamaktadır. Camı açarsın, bir yalnızlık fotoğrafı olursun. Kederli gibi olursun, neşeli gibi ve sanki her şeyi anlar ve her şeyi içine sindirirsin.
Sokağa bakarsın, tepende uçan sabah kuşlarına. Hayret edersin. Bu maviyi ne zaman görsen sanki ilk kez görüyor gibi hayret edersin... Sabah bu kadar mı güzel olur, her seferinde kendine bunu dersin.
Biri varsa hayatında işte o maviyi niyeyse pek görmezsin. Yalnız insanlarındır o mavi, rahat bırak! Sen git yat ısıtılmış yatağa, sevdiğin ayaklarını ısıtsın. Bırak bari bu sabah mavisi yalnızlara kalsın.'

Ece Temelkuran

Saturday, February 04, 2012

The rubber hand illusion


Vucudumuzun degil belki ama; hayatimizin, kalbimizin, ruhumuzun bir parcasi haline getirdiklerimizin basina birsey geldiginde, kendi basimiza gelmis gibi tepkiler vermiyor muyuz?Iste bu video bana onu hatirlatiyor.


Martha mode on...


Malzemeler...
Yapraklari kesiyoruz...

Yapraklari halkanin uzerine yapistiriyoruz... Ee Sezar'in tacina benzedi bu :(

O zaman uzerine biraz cicekler serpistirelim de renk gelsin:)
Bence simdi daha guzel oldu...Sizce nasil olmus?